10 Nisan 2017 Pazartesi

lenayı seviyordum çünkü bana bambaşka hayatlar yaşayan insanların aynı duyguları hissedebileceğini öğretti.
şunu yapsaydım bunu yapsaydım...
başarısızsan kaybetmişsen birşeylere tutunmaya çalışıp tutunamamışsan bir farkımız yok aslında.
dünyadaki milyonlarca insanla aynıyız.
Hata yapıp yapmamak da bizde bir değişiklik oluşturmuyor.
ne kdar kendimizi özel zannedersek zannedelim.
9. bölüm tahmin ettiğim gibi adam ile lena sonsuza dek ayrıldılar birleşmeleri zaten dizinin ruhuna aykırıydı. kuyunun dibine atılmış bir oyuncak gibi kaldı anıları sadece.
adamın kuru kuru evlilik teklifi ettiği anda anlamışlardı geriye dönüş olmadığını.
lenanin ağlaması da bundandı
lena yepyeni bir işe başladı ve şehri terketti.
kader bahsinden soranlara beni ve lenayı örnek gösterebilirm sanırım.

aynı çatlak arkadaş zaafımız, benzer destek veren, aileler yazma isteği mobilyalar yalnızlık vs. vs. ama bambaşka seçimler bambaşka bir istikamet yine de anı duygulanım.
şehri terketmek..
sanırım 24 saat düşünmeliyim.

9 Nisan 2017 Pazar

ölmeden önce izlenemesi gereken filmler listelerini hiç anlamam.
öldkten sonra tek derdimiz izlemediğimiz filmler olsun :)
asıl ayrılmadan önce izlenmesi gereken filmler listesi olmalı ya da
arkadaşlarınızla kavga etmeden önce veya ailenize kötu davranmadan önce izlemeniz gereken filmler listesi misal
daha hayırlı olmaz mı?
bergmanın" bir evlilikten manzaralar" filmi de kesinlikle ayrılmadan önce izlenmesi gereken filmerden biri .gerçi ayrıldıktan sonra da içinizde kalanları sizin yerinize söyleyen bir film olduğu için sonrasında da yararlı  tabi diğer yandan bergman izlemek için ayrılık gibi kötu bahanelere  ihtiyaç yok.
bahanesiz de izlenince insana varoşuşunu duygularını yaşam tarzını sorgulatan uzun zamandır izlemeyi beklediğim bir filmdi evlilikten manzaralar.
bugun karşıma nuri bilgenin en sevdiği 10 film listesinde çıkınca artık zamanı gelmiş de geçiyor diye izlemeye başladım.
70 li yıllarda çekilmiş olsa da gunumuze  hitap eden belli protipte insanlar için hala geçerliliği etkisi ve hatta tepkisi olan bir film.
izlerken işte ben de olsam filmi böyle devam ettirirdim (duygu bağlamında) diye tasavvur ediyorsunuz.
bergmana bir kez daha hayran kalıyorsunuz.
ah "bergman da kimmiş yönetmenden bile saymam " diyen o kendini bilmez kızla şimdi karşılaşşam da ağzının payını bir versem diye iç geçiriyorsunuz.

kadın gururu:
erkeklerin kadınları anlamamalarına neden olan ana etken o kadar guzel anlatılmış ki film erkeklere ders niteliğinde. yine de juan bir turk kızı ile evli olmadığına şukretmeli o ayrı mesele.
malumunuz turk kızı daha fazla surunmeden adamı asla affetmezdi.
ama fazla gururlu bir erkek olan juan için de yenildiğini kabul etmek buyuk mesele.
tıpkı kadının gururunu hiçe sayıp özledim diye ağlayarak sitem etmesinde olduğu gibi
ama krişendo ne özledim  ne yenildim tiratlarında
tepe noktası kadının filmin sonunda yataktan sıçramasının akabinde ettiği laflar sordukları..
filmin başındaki röportaja yıllar sonra birlikte bulunmuş cevaplar.

3 Nisan 2017 Pazartesi




Kimi zaman iki saat izlediginiz bir filmden birşey kazanmasınız kimi zamansa küçücük bir fragman yerle bir eder sizi.
Söz dizisinin fragmanı öyleydi mesela son zamanlarda benim için.
Kısa zamanda çok şey hissetmenizI sağlayan şeyler daha kıymetli oluyor nedense.
o senaryoları yazarları çok kiskaniyorum.
mesaja.bogmadan soz kalabaligi yapmadan duygularımıza dokunan hikayeler yazmak çekmek insanlara izletmek tek yapmak istediğim şey.
gözüm açık gitmesin diye yapmak istediğim

girls 6.sezon 8. bölüm bana bunları düşündüren.
lena adam ı affetmek istiyor altı sezon bizde biriktirdiklerine altın vuruş yapmak ister gibi.
istiyor istemesine Adam da Özür diliyor fedakarlık yapmaya hazır ve
eskiye dönmek niyetinde.
ama eskiye dönme olayi bende "aynı nehirde bir daha yikanamazsin" felsefesine inanma isteği uyandırıyor.
istek de demeyelim aslında bir cesit hayal kırıklığı
hayaller biriktirirken güzel , isterken...
imkan olduğunda insanın elinden hiçbir şey gelmiyor basireti bağlanıyor.
çok yapmak istediği şeyi yapabilesi gelmiyor.

lena adamı affederse herkes herkesi affedebilir gibi diger yandan.
Ama yemek masasında ağlaması ıssız adamın ada ya son sarılışı gibi; birseylerin sallantida oldugunun kanıtı sanki affetmemeye coktan karar vermiş sanki evlilik teklifini kabul etmiş seyircinin de lena nin da kafası karışık .

adamla lena barışsa bir huzura kavussalar diliyorum
çünkü  herseyden çok ahenklerini uyumlarını seviyorum.
Adam benim kafamda hep o lenayı kurtarmak için koşan adam.
yine de lenaya kalmış...

gerisi?
6.sezon 9.bölüme.

2 Nisan 2017 Pazar

hikayeniz var mı?

sherlockdan uzun vakittir ayrı kalmışım.
o kadar ki poyraz karayelin sezon başındaki olayların sherlock'un 3. sezonunu andırdığını yeni keşfettim.
esinlenme ....şimdi böyle diyorlar çaldıklarını gizlemek için.
Ya da zaten dunyada 12 hikaye varmış geyiğine giriyorlar.
bir de benim gibi çok sonradan farkedenler var fikirlerinin çalındığını.
aslında sherlock ve poyraz ....
şimdi poyrazdaki olaylar sherlocka benziyor diye poyraz fazla birşey kaybetmedi belirtmek lazım ilker kalelinin performansı ve diyaloglar özgn.
fakat yine de bu örnek olay bir istisna.

genelde çalan adamlar .....tabi adam kelimesi ironik oldu.
göstere göstere çalıyorlar. yani "bak çaldım işte ne yapabilirsin " dercesine sıkılmadan utanmadan..

açılmak lazım hikayemi anlatmam lazım diyorsununuz
 guvenip senaryonuzu gönderiyorsunuz adama ben kefilim guvenilir diyorum "diyorlar.
"bana guvenmiyor musun" diye sizi paranoyak durumuna koyuyorlar
guvenmemek gerekmiş anlıyorsunuz.
La acaba Ferdi Tayfur haklı mıydı diye sorgulamaya başlıyorsunuz

tabi ki sayenizde kazandıkları paraları haram ediyorsunuz.
gelip size hiçbirşeyin bereketi kalmadı diye ağlıyorlar bir de !
kalır mı ? fikri çalınan farketmese bile Allah kimsenin hakkını kimsede bırakmıyorr
ama bu da önemli bir ders oldu
tabi ki o hırsızlar artık kapımıza uğrayamaz da...
başka hırsızlardan korunmak için" bu fikri nasıl buldunuz" gibi açık açık sorular sorarak hikayesini öğrenmenin ne kadar elzem olduğunu farkettim sayelerinde
hayır şer şer hayır meselesi.
Allah kimsenin hakkını yemeyi nasip etmesin.


1 Nisan 2017 Cumartesi

fi çi pi

kitap mı filmi varsa filmini izleyelim türünde bir insanım aslında.
ama dizi söz konusu olduğunda süreç tam tersi işler.
dizi mi ? kitabı varsa kitabını okuyalım.
ya da koreden uyarlamaysa kore versiyonunu izleyelim de kurtulalım

fi çi pi de onlardan biri ama kitabı bulana kadar diziyi şöyle bir izleyeyim istedim.
hem masum gibi paralı da değil kısmı çekici geldi.
birinci bölümü izleyeyim derken gecenin 4 ünde 3 bölüm de bitirmiş olarak buldum kendimi.
normalde dizileri izlemem sadece dinlerim.
ama fi yi izlememek zordu. görsel dili çok hakim bir dizi.
zaten "fi ne demek ya hu" diye sorup dururken altın oran olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.
sahnelerde altın oran ararken neye baktığımı bile şaşırmışım bazen :)
Az da analiz
deniz ve cem ikisi de hoca.
biri özel üniversitede biri devlet üniversitesinde
biri öğrencileriyle zaman geçiriyor biri önemsemiyor görünüyor.
ama cem 'in konuşmalarından anladığımız kadarıyla cem in daha kaliteli zaman geçirdiğini söylemek mümkün.
cem'in insana bakınca ötesini gören gözleriyle bakıp beni analiz etmesini isterdim açıkcası.
ama deniz ego kumkuması.
duruyu bile oo güzel kızı kapmış desinler diye seviyor görünüyor bence.
deniz ile durunun ilişkisinde görünen o ki
ilk aşama geçilmiş ikinci aşama tökezlemekte.
yani birini ilk gördüğünzdeki o herşeyiyle kabuletme hali mevcut fakat.
sevdiğin insan için daha iyi biri olmak isteme hali sıfır.
ben zaten oldum olası anlamam bu beni herşeyimle kabul etsin egosunu.
kuranda ne diyor.
 biz size eşlerinizi yardımcı olarak gönderdik neye yardımcı?
çamaşır yemek değil herhalde... tabi onlara da yardım güzel olur zaten o yardım değil aslinda görev
bizim bu dünyadaki asıl işimiz iyi insan olmak ..
dünyaya kimin daha güzel iyilikler yapacağını görmek için teşrif etmdik mi?
o zaman eşler sevgililer vs. iyilik yapmak için daha iyi olabilmek için lazım.
yani "beni böyle sev" sadece güzel bir şarkı hayat
felsefeniz yapmasanız iyi olur.

ve sizi iyiliğe yöneltmeyen evlilik kötüye dark side a çeken birliktelik
tam da tak sepeti koluna herkes kendi yoluna demelik.

29 Mart 2017 Çarşamba

Dünya figüranlar günü

facebookda instagramda paylaşılan klişere bazen gülüp  geçiyoruz ama bazen de güzel tespitlere rastlıyoruz.
mesela geçenlerde bir yazı gördm.
müslüman adama ingiliz biri sizin kadınlarınız neden erkeklerle tokalaşmıyor diye soruyor.
adam şöyle cevap veriyor
siz kraliçenizin elini tutabiliyor musunuz?
 kadınlarımızın her biri de bizim için kraliçedir.
özeldir.
esas kızdır yani bir nevi:)
ama nedense tüm filmlerde de gördüğümüz gibi bir esas kız olması için figüranlara ihtiyaç var.
youtube da izlediğim cennetteki gözyaşları da esas kız üzerine kurulu bir film
kadın öleceği ve çocuk sahibi olamayacağı için en yakın arkadaşıyla kocasını evlendiriyor.
saçmalığa bakar mısınız?
bu arkadaşın hayatı yok mu Allah aşkına
hem filmlere konu olacak bu büyük aşk neden ahirete kadar bekleyemiyor hasret çekmek de güzel değil mi?
ayrılık da sevdaya dahil değil mi Atilla Ilhanca söylersek


neden iki günlük dünya hayatında çocuk sahibi olmak bu kadar büyük mesele olarak lanse ediliyor. ailenin devamı bidattir. Hele erkekten gelmesi meselesi Hz. Fatıma'dan çoğalan neslimiz ortadayken Hz. Muhammed'in hatırasına dokunur.
ayrıca Hz. Nuh'da görüldüğü gibi aile fertlerinin de müslim olması şartı yoktur.
Ülkemizde de Peygamber soyundan geldiğini iddia eden aileye bakarsak neyse....

endonezya filmlerinde de neden sürekli birkaç kadınla evlenme olayına parmak basılıyor anlamış değilim
gerçi sadece iki tane izledim ama
İslamiyette başka dert mi yok?
ilk filmde bana normal gelen bu olayla ikinciye karşılaşınca bu işte bir gariplik var diye dusunmeye başladım.
sözde islami filmin sponsoru bir makyaj firması ve kadın ölürken bile yüzünde bir ton allık mevcut.
kimsenin yaşamına karışmayacağız dedik de bu bir yaşam değil.
bu bir lans etme biçimi kurgu.
kimsenin özel hayatında ne yaşadığı bizi alakadar etmez ammma
bunu mesaj algısıyla işin içine duygu katarak hüngür foşurt ağlatmaya çalışarak empati oluşurmak istiyorsan.
empati oluşturamadğın yerde tepkiyi göze almalısın.

figüran olmak için hiçbir şeye ihtiyaç duymuyor insan
 ama esas kız olmak için figüran şart
figüranlığa geri mi dönsem acaba?
ama bu filmde de olduğu gibi esas kızıın fedakarlığı belli olsun diye kalan hayatı heba edilen " yakın akadaş " kimsenin umrunda değil.
bu kadar kimsenin umrunda olmamak sadece filmlerde figranların kaldırabileceği birşey benim değil!
kimsenin değil.
figüran olmak sadaka verip kendini saklamak esas kızlık ise göstere göstere yardım etmeye benziyor. Bu göstere göstere yapmak aysecik modundaysa güzel ama figüranları unutmayalım.
Bugün de dünya figüranlar günü olsun.
olmasın mı?